6 Ocak 2011 Perşembe

Tutku

Evet! Tutkular! 22 yaşıma kadar üstünde fazla durmadığım, düşünmediğim bir kelimeydi 'Tutku'. O yaşıma kadar tutku benim için sadece ve sadece, bir cinsin karşı bir cinse karşı hissettiği yoğun sevgi ve bağlılık duygularından ibaretti. Bende çağrıştırdığı başka hiçbir mana yoktu beynimde. O yaşa gelmiş bir insan için çok fena bir durumdu bence fakat şöyle kafamı çevirip de, sınıfta etrafıma bakındığımda, benimle birlikte bulunan yaşıtlarımında durumu benden farksızdı!
Neden 'sınıfta' dedim? Çünkü bu kavramı, deneyimlerine ve ağzından çıkan her sözüne çok değer verdiğim bir sevgili hocam bize öğretmişti. Öğretmişti diyorum çünkü, dediğim gibi, o güne kadar o kelimeye başka farklı bir anlam yüklememiştim ki hiç...
Hocamızın bize bu konuyu açışıysa bir soruyla olmuştu; " Hayattaki tutkunuz nedir? "  O anda sınıftan bir kelime eden olmamış, hepimiz hocamıza tabiri caizse 'melül melül' bakıyorduk! Bu soruyu benim gibi, çözmeye çalışan, içine binbir türlü boş bilgilerle, boş sevgilerle ve boş uğraşlarla dolmuş beyinler vardı...
Hocamız soruyu bizim anlıyacağımız şekle sokarak tekrar sordu; "yani hayatta çok severek yaptığınız bir eylem, bir hobi yokmu? Hayatınızın belli zaman dilimlerini sırf bu iş için ayırdığınız bir hobiniz mesela... Yokmu?"
Ve işte ben o an sorgulamaya başlamıştım. Gerçekten de hayatta çokseverek yaptığım, boş zamanlarımı ayırdığım hiçbir şey yokmuydu?... Sınıftan bu soruya cevap olarak sarfedilen cümleler bile tatmin edici değildi. O an anladım aslında bizlere hitap olarak kullanılan "boş gençlik" ikilisini...
Müzik dinlemek evet, yürüyüş yapmak belki haftanın bir iki günü fakat hayatımda 'tutku'diye adlandırabileceğim bir eylemim olmamıştı hiç! Belli günlerde yaşlıları ziyaret etmek için arkadaşlarımı gaza getirip bir grubun öncülğünü yapmak, bir müzik aleti çalabilmek, doğanın güzelliklerini resmetmek, dans etmek profesyonelce bu işe yönelmek...Şarkı söylemeyi çok severim mesela! İyi de kulak vardır bende. Duyduğum tonlamaları hemen kapıveririm ama hani eylemlerim nerde...
Koskoca dört senem bitmiş. Türkiye'de sayılı olarak, parmakla gösterilen bir üniversiteye girme şansına nail olmuşum ama... sadece olmuşum, boş kalmışım.
Hazırlanılan parçaları dinlemek, Cdler almak, zaten senaryosu yazılmış filmleri seyretmek, yazılan şiirleri, kitapları okuyup haz duymaya çalışmak, kliplerdeki dans kareografyalarını taklit etmek, hazır çizilmiş çizgifilm karakterlerini boyamak, çağrılan konferanslardaki bilim insanlarını pasifce dinlemekten başka ne yapmışım ben bu dünyada?... Ne gibi bir katkım olmuş kendime, çevreme, ülkeme, insanlığa...
Evet! Tutku! Hayatta bir tutkusu olmalı insanın. Bir çocuk yaşı kaç olursa olsun bir şeye ilgi gösterdiğinde, yapmaya yeltendiğinde yüreklendirilmeli. Geleceğin Picassosu olamaz belkide ama emin olun, başta kendine sonra herkese bir faydası dokunacaktır bu insanın. Küçük yada büyük,çok önemli yada az değerli ama 'boş insan' olmayacaktır o kişi. Ruhunda sevdiği bir şeye ilgi duymanın, zamanının bir kısmınıda sevdiği şeye ayırmanın güzelliğine varacak, sorumluluk duygusunu öğrenecektir ve bu hayattının her safhasında faydasını gösterecektir ona...
Bir bitki yetiştirmenin, onu sulamanın, büyüdüğünü görmenin mutluluğuna varan birey gün gelecek, her küçük ve sevimli hayvan, çocuk ve canlı için aynı güzellikleri hissedebilecektir. Bir resmi çizip, bitirene kadar uğraşan ter döken bir kişi, son ana kadar verdiği çabanın değerini bilecek, sona varana kadar gösterdiği sabrın önemini anlayacaktır ve elbet 'boş insan' olmayacaktır. Buyüzden,
hayatta bir tutkusu olmalı insanın...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder