27 Ocak 2011 Perşembe

BÜYÜME ARKADAŞ

BÜYÜME ARKADAŞ,hayat senide harcar, 
eğer büyürsen dert tryakisi yapar, 
katar herseyi üst üste diyardan diyara atar, 
dert cekersin hasretle yanarsın , 
acı cekersin BÜYÜME ARKADAŞ, 
...bu halinle daha güzelsin. 
bir gün AŞK denilen meçhul kapını calıverir, 
önce ümit verir sonra sokağa salıverir. 
SAKIN BÜYÜME ARKADAŞ, 
olsada kalbin eriyiverir, 
her an gülmek istersin GÜLEMEZSIN, 
yaşamadan ölmek istersin ÖLEMEZSİN, 
SAKIN BÜYÜME ARKADAŞ; 
BIR DAHA ASLA KÜÇÜLMEZSİN
BÜYÜME ARKADAŞ.......!!!

26 Ocak 2011 Çarşamba

Aşk ve evlilik



Çoraplarını ortalığa atmayan, kirlilerini kirli sepetine atan, dolabı düzenli bırakan, ortalığı dağıtmayan eşi herkes çok sever… Nede olsa zahmetsiz, emeksiz. Sarf edilen emek; hayatın sıradanlaşan emekleridir.  İşte bu gayet mutlu, huzurlu bir evllik, yuva…
Peki ya; düzensiz, ortalığı batıran, her yemeği beğenmiyen eşlerin olduğu evllikler? Genel olarak bakarsak bu duruma, huzursuzluk, tartışmanın bol olduğu bir yuva görmüş oluruz.
Aşk ilişkilerinin evliliğe dönüşmesi; günümüz de malesef hoşlanmanın olduğu ilişkilere bile aşk deniliyor ki buda aşkı yere düşüyoruyor kanaatine varmamı sağlıyor benim…  Aşk ve aşık olmak her ne kadar o kadar zor olmasada, bu kadar kolayda değildir. aşığız evleniyoruz diyen bir çok çiftin evlilikleri huzursuzlukla başlıyor ve yerini boşanmaya bırakıyor.
Aşk evliliklerinde ve aşk ilişkilerinde huzursuzluğa pek yer yoktur. Çünkü kişi aşık olduğu kişiyi, doğa üstü bir varlıkmış gibi düşünür, ona asla kızamaz, hatalarını görmez, ne yaparsa yapsın hep mükemmel olanı yapmış gibi bilir, düşünür. Bundan ola ki ne evi kirletmesi, nede sizin ona emek vermeniz, arkasını toplamanız  gözünüze gelmez ve hatta diyebilirim ki, ona hizmet etmeniz size haz verir.
” Evlenince aşk biter” diye densede, böyle bilinse de ben buna karşıyım.  Aşkı taşımak yürek, güç ister, aşkı bitmiş kişilerin aşkı yeterince sağlam değildir diye düşünüyorum ve aşkı taşımanın zorluğuna güçlerinin yetmediğini düşünüyorum.  Bu da günü gelince aşkın anlatılmaz hazzını ve mutluluğunu, huzursuzluklara, yorgunluklara bırakır. kişiler birlikte aşkları için mücadele etmek, aşklarını ebediyen yaşamak yerine, yorulup, nokta koymalarına sebep olur.
Aşk; kişiler isterse, ebediyen sürer.
Aşkla, aşkınızla kalın…
Sevgilerimle…
Bu yazı alıntıdır!


18 Ocak 2011 Salı

Aşk Tesadüfleri Sever...



Ve işte ,, sonunda post edecek bir şey buldum! 4 Şubatta sinemalarda olacak bir film : Aşk tesadüfleri sever. Merak ettim doğrusu...



15 Ocak 2011 Cumartesi

Wasted years...

Life is really all about a big game that every one of us has to play a role in it. How you live it what counts! Wish you all a life without regrets. *


There' s a game life plays 
makes you think you're everything they ever said you were 
Like to take some time 
Clear away everything I planned 

Was it life I betrayed 
for the shape that I'm in 
It's not hard to fail 
it's not easy to win 
did I drink too much 
could I disappear 
and there's nothing that's left but wasted years ...




14 Ocak 2011 Cuma

Çilek dudaklarına değil aama kokusuna bayılıp kalacaksınızzzzzzzz :)))

Lal'in makyaj notları ' adlı bloğa ve hediyelerine bir göz atın derim ben.. Çok hoş bir bloğu var ^-^ ve de bu aralar şahane iki hediye vermekte ancaaak çekilişle . Şöyle buyrun http://lalinmakyajnotlari.blogspot.com/2011/01/duyduk-duymadk-demeyin-ilk-cekilisime.html :)


13 Ocak 2011 Perşembe

Düşünceler, beklentisiz sevgiler, huzura varışlar *

Ne kadar yorgun olsamda, kafam çorba kadar karışık hale de gelse, vazgeçemeyeceğim bir gerçek var. O da 'düşünmek'. Çoğu zaman beni yorgun düşürse de, çözüm yolları yerine belime ip bağlasa da yine düşünürüm.
"Düşünmek ruhun kendi kendisine konuşmasıdır." demiş Eflatun. "Sevgiyle düşünmekse ruhun kendi kendini iyileştirmesidir." İşte benim çoğu zaman başarılı olamadığım nokta da burası sanırım. Küçük bir engelde pes etmemeyi öğrenebilmeliyim. Sıkıntıya düşünce de ayakta kalamıyacaksam, yaşamı olduğundan fazla cehenneme dönüştürmenin bir anlamı yoktur. Değilmi!?... Birkaç gün önce, bir arkadaşım bana attığı bir maille, hızır gibi yetişti benim ruh halime merhem olmada... İstediğini elde edemediğinde de şükretmek, her durumda halinden memnun olabilmeyi bilmek ile ilgiliydi bahsettikleri.
Bir de benim yaşantılarımla öğrendiklerim var buraya eklemek istediğim... Herkesi ve herşeyi karşılıksız sevmek, yaptıklarını karşılık beklentisinden ırak yapmak. Gerçek barışıklığa, huzura vardıran bir yol da bu sanırım... Herşey beklentisiz... <3
Yazarken bana eşlik eden parçam ;  'Redd - Nefes bile almadan'


Bunu anneme ördürmeyi planlıyordum ama hafta sonu bir tane bulunca denemeden aldım. İyi hoş güzel ama benim elime büyük geldi birazcık bunlar :))


Hoş kombine olmuş.


Buna benzer bir çanta bu hafta Accessorize' de vardı. 


I'm in Love <3

yorgunluk... pffff...

Son iki gündür koşuştur dur böyle geçti zaman. Hastane ,pastane. Yorgun düştüm :( amaaaa buna rağmen arada kaçamak yapıp uzun zaman sonra yapmadığım bir şeyi yaptım ve annemi cevahir'e götürdüm. Son iki aydır fazlasıyla monotoni bunlattı. Herneyse.. İlgilenenlere duyurulur. Güzel indirimler var buaralar. :)



Gecenin bir vakti, kitap okumakda sıkınca, dolabımı açıp ne var ne yok döktüm. Bu hafta aldıklarımı ve eskileri ,çıkarttım, denedim. Kısaca müzik eşliğinde kendi kendime dağıttım, dans ettim, show yaptım -.-'

9 Ocak 2011 Pazar

Ufizy ... Wuhuuuuuuuuuu ^-^

If they take away our site "fizy" , there comes along "Ufizy" ... zuhahahahahahahahaha :D 

and heres my fresh lists number one song :  Enrique Inglesias - Tonight' /http://www.ufizy.com/#Jx2yQejrrUE/r/!/ 

Enjoy <3  

Ömer Hayyam'

Bugün internette gezinirken bir dötlük dikkatimi çekti ;

" Günahım var diye tasalanma, 

   Bunun için dertlere düşmek boşuna

  Günah olacakki Tanrı bağışlasn 

  Rahmet neye yarar günah yoksa " 


Okuduğumda bir düşüncedir bende aldı başını gitti. Kendimde zaman zaman sorgularım çünkü bu tarz konuları...
herneyse.. Kime ait acaba bu sözler diye düşünürken, google amca sağolsun bana yardımcı oldu :) Bu dörtlük Ömer Hayyam'a ait. Hayatında herkes illaki bir çok kez duymuştur Hayyam'ı fakat ben kendi adıma konuşayım; kendisi hakkında hiç bir bilgim yoktu. Yani kimdir, ne iş yapmıştır vs vs. Çağımızın kolaylığı olan internette bir araşturma yaptım kendi çapımda. Az da olsa bir bilgim olmalı diye düşündüm. Daha sonra blogumda da bu bilgileri paylaşmak aklıma geldi. İşte Ömer Hayyam ...

Hayyam İranlı şair ve bilginmiş. 1123/1136 yılları arasında, iranında himayesi altında bulunduğu Selçuklu döneminde yaşamış. Hayatı, gençlik yılları kesinlikle bilinmiyor. Elde bulunan eserlerinden hayatıyla ilgili olan olayları biliyoruz. Mantık, felsefe, matematik ve astronomi konularında çalıştığı, bu alanlarda düzenli bir öğrenim gördüğü anlaşılmaktadır. Hayyam ”Çadırcı” demekmiş. Bu takma adını, atalarının çadırcılık yapmaları yüzünden aldığı söyleniyor.

Ömer Hayyam, zamanında daha çok bilgin olarak ün kazandı. Gerek Hayyam’ın zamanında, gerek sonarki çağlarda yazılan kaynaklarda çağının bütün bilgilerini edindiği, o alanlarda derin tartışmalara girdiği, fıkıh, ilahiyat, kıraat, edebiyat, tarih, fizik ve astronomi okuttuğu yazılıdır. Zamanında, bir bilgin olarak ün kazanan Ömer Hayyam’ın edebiyat tarihindeki yerini sağlayan, sonraki yüzyılarda da doğu islam dünyasının en büyük şairlerinden biri olarak anılmasına yolaçan Rubaiyat’ıdır. Rubailer bizdeki manasıyla "dörtlükler"dir. İran ve doğu edebiyatındaki Rubai türünün kurucusu sayılırmış.
Hayyam, oldukça kolay anlaşılan, yumuşak, akıcı, açık ve seçik bir dil kullanır. Şiirlerinde gerçekçidir. Yaşadıkları, gördüklerini, çevresinden, zamanın gidişinden aldığı izlenimleri yapmacığa kapılmaksızın, olduğu gibi dile getirir. Ona göre, gerçek olan yaşanandır, dünyanın ötesinde ikinci bir dünya yoktur (!). İnsan, yaşadıkça gerçektir, gerçek ise yaşanandır. En şaşmaz ölçü akıl ve sağduyudur. İnsan bir akıl varlığıdır. Gerçeğe ancak akıl yolu ile ulaşılabilir. Müslüman bir toplumda yetişmiş olmasına rağmen, fikirlerini bu kadar rahat bir şekilde açıklayabilmesi ve bu tarz da bir düşünce şekline sahip olması gerçekten dikkatimi çekti. Demek ki, buradan da anlıyabiliriz ki, Selçuklu döneminde bile olsa, insanların farklı fikir ve bakış açılarına bir saygı vardı, önem verilirdi!...
Onun şiirinde zamanın haksızıkları, softalıkları, akıl almaz saçmalıkları ince, alaylı, iğneleyici bir dille yerilir. Dörtlüklerinin konusu aşk, şarap, dünya, insan hayatı, yaşama sevinci, içinde bulunduğumuz geçici dünyanın tadını çıkarma gibi insanla sıkı bir bağlantı içinde bulunan gerçek eylem ve davranışlardır. Şiirlerinde işlediği konulara, çokluk felsefe açısından bakar. Aşk, sevinç, hayatın tadını çıkarma, Hayyam’a göre vaz geçilmez insan duygularıdır, insan hayatının ana dokusu bunlarla örülüdür. Bazı dörtlüklerinde filozofça derin bir sezgi, açık ve seçik bir insan severlik duygusu, gösterişten, aşırılıktan uzak bir yaşama anlayışı görülür. 

"Feleğin çarkı dönmeyecek madem muradımca,  
Gökler ha yedi kat olmuş, ha sekiz, bana ne?  
Ölüm bütün isteklerimi yok ettikten sonra  
Ha dağda kurt yemiş beni, ha mezarda karınca. "  demiş sevgili Hayyam.
Hepimiz bu hayatın yongasında yuvarlanıp, kavrulup, çarpa çarpa, zaman zaman belki düşe kalka pişiyoruz! Öyle anlar geliyor ki, YETER artık diyebiliyoruz. Ama şöyle bir dikkat edince bakıyorum, Hıristiyanın dan, Yahudisine, Budistine, Müslümanına, demek istediğim dinler de değil aslında ama, herkes başı dara sıkışınca sığınacak bir liman aramıyor mu? Eğer yoksa böyle bir liman, nedir o zaman içimizdeki bu hissiyat. Var olmayan birşeye, var diyemeyeceğimiz gibi, diyorum ki, var uzaklarda bir yerde herşeye bir sebep. Acaba nasıl bu kadar eminolabilmiş Hayyam , bu ölümün, herşeyin bir sonu olduğuna! Ya yanılmışsa, ya aslında Yüce Adalet varsa ve ölüm aslında bir başlangıçsa...



6 Ocak 2011 Perşembe

JE T’AIME JOHN WAYNE


http://www.myvideo.de/watch/4677299/Je_taime_John_Wayne
Londres.
Un homme. Une femme. Le cinéma.
C’est l’histoire de Belmondo, un jeune Anglais qui a vu trop de films français.
Pour vivre son fantasme et se sentir dans la peau d’une célèbre vedette
française de cinéma des années 60, il n’a besoin que d’un paquet de Lucky
Strikes et d’un costume chic.
Mais trouvera-t-il la fille de ses rêves ?

Heaven

I don't know whybut opening up a new blog is a good feeling. It makes me feel fresh. I was using Tumblr before this but now I decided blogger was neater. Tumblr is okay too but it is kinda like a photo junk. Anyways. Hope I menage on updating this blog regularly and hopefully someone cares and reads my blog :) I like sharing.The thing is I will be writing some things on Turkish and french maybe. soo... my blog will be kinda multinationall i guess :D Ohh well...

JamaisVu: Tutku

JamaisVu: Tutku

Tutku

Evet! Tutkular! 22 yaşıma kadar üstünde fazla durmadığım, düşünmediğim bir kelimeydi 'Tutku'. O yaşıma kadar tutku benim için sadece ve sadece, bir cinsin karşı bir cinse karşı hissettiği yoğun sevgi ve bağlılık duygularından ibaretti. Bende çağrıştırdığı başka hiçbir mana yoktu beynimde. O yaşa gelmiş bir insan için çok fena bir durumdu bence fakat şöyle kafamı çevirip de, sınıfta etrafıma bakındığımda, benimle birlikte bulunan yaşıtlarımında durumu benden farksızdı!
Neden 'sınıfta' dedim? Çünkü bu kavramı, deneyimlerine ve ağzından çıkan her sözüne çok değer verdiğim bir sevgili hocam bize öğretmişti. Öğretmişti diyorum çünkü, dediğim gibi, o güne kadar o kelimeye başka farklı bir anlam yüklememiştim ki hiç...
Hocamızın bize bu konuyu açışıysa bir soruyla olmuştu; " Hayattaki tutkunuz nedir? "  O anda sınıftan bir kelime eden olmamış, hepimiz hocamıza tabiri caizse 'melül melül' bakıyorduk! Bu soruyu benim gibi, çözmeye çalışan, içine binbir türlü boş bilgilerle, boş sevgilerle ve boş uğraşlarla dolmuş beyinler vardı...
Hocamız soruyu bizim anlıyacağımız şekle sokarak tekrar sordu; "yani hayatta çok severek yaptığınız bir eylem, bir hobi yokmu? Hayatınızın belli zaman dilimlerini sırf bu iş için ayırdığınız bir hobiniz mesela... Yokmu?"
Ve işte ben o an sorgulamaya başlamıştım. Gerçekten de hayatta çokseverek yaptığım, boş zamanlarımı ayırdığım hiçbir şey yokmuydu?... Sınıftan bu soruya cevap olarak sarfedilen cümleler bile tatmin edici değildi. O an anladım aslında bizlere hitap olarak kullanılan "boş gençlik" ikilisini...
Müzik dinlemek evet, yürüyüş yapmak belki haftanın bir iki günü fakat hayatımda 'tutku'diye adlandırabileceğim bir eylemim olmamıştı hiç! Belli günlerde yaşlıları ziyaret etmek için arkadaşlarımı gaza getirip bir grubun öncülğünü yapmak, bir müzik aleti çalabilmek, doğanın güzelliklerini resmetmek, dans etmek profesyonelce bu işe yönelmek...Şarkı söylemeyi çok severim mesela! İyi de kulak vardır bende. Duyduğum tonlamaları hemen kapıveririm ama hani eylemlerim nerde...
Koskoca dört senem bitmiş. Türkiye'de sayılı olarak, parmakla gösterilen bir üniversiteye girme şansına nail olmuşum ama... sadece olmuşum, boş kalmışım.
Hazırlanılan parçaları dinlemek, Cdler almak, zaten senaryosu yazılmış filmleri seyretmek, yazılan şiirleri, kitapları okuyup haz duymaya çalışmak, kliplerdeki dans kareografyalarını taklit etmek, hazır çizilmiş çizgifilm karakterlerini boyamak, çağrılan konferanslardaki bilim insanlarını pasifce dinlemekten başka ne yapmışım ben bu dünyada?... Ne gibi bir katkım olmuş kendime, çevreme, ülkeme, insanlığa...
Evet! Tutku! Hayatta bir tutkusu olmalı insanın. Bir çocuk yaşı kaç olursa olsun bir şeye ilgi gösterdiğinde, yapmaya yeltendiğinde yüreklendirilmeli. Geleceğin Picassosu olamaz belkide ama emin olun, başta kendine sonra herkese bir faydası dokunacaktır bu insanın. Küçük yada büyük,çok önemli yada az değerli ama 'boş insan' olmayacaktır o kişi. Ruhunda sevdiği bir şeye ilgi duymanın, zamanının bir kısmınıda sevdiği şeye ayırmanın güzelliğine varacak, sorumluluk duygusunu öğrenecektir ve bu hayattının her safhasında faydasını gösterecektir ona...
Bir bitki yetiştirmenin, onu sulamanın, büyüdüğünü görmenin mutluluğuna varan birey gün gelecek, her küçük ve sevimli hayvan, çocuk ve canlı için aynı güzellikleri hissedebilecektir. Bir resmi çizip, bitirene kadar uğraşan ter döken bir kişi, son ana kadar verdiği çabanın değerini bilecek, sona varana kadar gösterdiği sabrın önemini anlayacaktır ve elbet 'boş insan' olmayacaktır. Buyüzden,
hayatta bir tutkusu olmalı insanın...

5 Ocak 2011 Çarşamba

Jamais Vu

Jamais Vu ; an experience feels like it's the first time, even though the experience is a familar one and I wanna have one 'cuz it's been quite a long time since I felt this way about anything. *